Şengül YANAR


Bir çığlık yankılanır ıssız sessiz iç dünyamızda.

Cennet de içimizde cehennem de dışardan içimizi göremekten korkuyoruz


  Bir çığlık yankılanır ıssız sessiz iç dünyamızda. Soğuk buz tutmuş içimizdeki insanlık, soğuğuyla,ayazıyla insanın insana yaptığı zulümuyle.  Başkasının yarası sana bal geliyorsa daha hayattan payını almamışsın demektir. Hepimizin içinde  gün yüzüne çıkmamış yeterince tahrik edilmemiş kötülük enerjsi vardır. 
Nefretlerimiz kinlerimiz, düşmanlıklarımız, hasetlerimiz bu kine bu nefrete kötülüğe oksijen oluyor besliyor.


   Kendine yalancı, kendine riyakar,kendine düşman  yüreğiyle olan   bağını koparmış   bu toplumun sürüleşmiş, güdülmeye evrilmiş bağnaz, yobaz,cahil ,bilgi yoksunu  muğlak yığınlarıyız. İçimizde ki dağ olmuş enkazın farkında bile değiliz. 
Birileri kodlarımızı kendine göre uyarlamış  basınca pat diye açılıyor içimizde  açılmaması gereken tüm iç güdülerimizin , dinamitini birilerinin işlediği  günahlarla patlatıyoruz.Güneşe selam durmak, ayçiçeğinde gülümsemek yerine acı verene acıyı  yaşatmadan içimizdeki hırsları gebertemiyoruz hemde insafsızlığına rağmen.. 
Birini kurtarırken de birini öldüresiye döverken de kurduğumuz cümle aynı. ’’öfke nefret kin ’’
Irkçılık içimizde hâlâ  göğsünü öfkeyle kabartan mayın tarlası, rengiyle  .


  Cana çok değeri ,çok kıymetli olarak bakamıyoruz hala bir can’a … yazık demiyoruz... Doğayı,  hayvanı bile örnek alamıyoruz ki yaşamımızda, bir gül’ün gövdesinde ki diken bile kendine  gül’e zarar vermiyor veya bir hayvan  gölgesinden yararlandığı ağacı ısırmıyor.
Bu örnekler çoğaltılabiliriz  tabi...ama hala insan,insanın  barutu ,  kanseri... 
Kulaktan dolma ,ağızdan alma üç beş kelime öğrenip lügat  parçalayarak muhalif olmayı biraz yardımlarla göz boyamayı, gönül almayı yardım  karşılığında iyiliği satın alışımızı,gibi yokluktan , hüzünden, acıdan  boğulan mantıksızlığımızı insanlık,yada insanlığımız sanıyoruz.
Hırsızı arsızı öldürerek eğitiyoruz, bizden olmayanı dışlayarak hak ,hukuk  savunuculuğu yapıyoruz.
Kendimizi sorgulamıyoruz, kendimizle hesaplaşmıyoruz,   yüzsüzleşiyoruz...halbuki adalet dediğimiz şey içinde kendin olmayan hakkı gözetmektir...


  Tamahlarımızdan vaz geçmiyor kırmıyoruz, nefsimizi incitmiyoruz, kördüğümlüğün ve  körlüğün derinliğini yaşıyoruz...
Nedenlerini ,biçimlerini,bilmediğimiz,irdelemedigimiz konularda acı çektiğimizle oflaya puflaya yakınıyoruz...Cennet de içimizde cehennem de dışardan içimizi göremekten korkuyoruz.
Herkes gibi ölmekten korkuyoruz en ilkel korkumuz çünkü.
Mesela bizim dışımızda ki her şey bizim elimizde değil sahip olduklarımız bizim değil bu evrendede kalıcı değiliz, buralı değiliz buraya da kalıcı olarak gelmedik bilincine gelemiyoruz.


 Korkularımız, kaygılarımızı, duygularımız, öfkelerimiz hepsi içimizdeki Terörü besliyor  ne yazık ki. Oysa ki yaşama bir bakış atarak ait olduğumuz yere dönmek.....