Bir çığlık yankılanır ıssız sessiz iç dünyamızda. Soğuk buz tutmuş içimizdeki insanlık, soğuğuyla,ayazıyla insanın insana yaptığı zulümuyle. Başkasının yarası sana bal geliyorsa daha hayattan payını almamışsın demektir. Hepimizin içinde gün yüzüne çıkmamış yeterince tahrik edilmemiş kötülük enerjsi vardır.
Nefretlerimiz kinlerimiz, düşmanlıklarımız, hasetlerimiz bu kine bu nefrete kötülüğe oksijen oluyor besliyor.
Kendine yalancı, kendine riyakar,kendine düşman yüreğiyle olan bağını koparmış bu toplumun sürüleşmiş, güdülmeye evrilmiş bağnaz, yobaz,cahil ,bilgi yoksunu muğlak yığınlarıyız. İçimizde ki dağ olmuş enkazın farkında bile değiliz.
Birileri kodlarımızı kendine göre uyarlamış basınca pat diye açılıyor içimizde açılmaması gereken tüm iç güdülerimizin , dinamitini birilerinin işlediği günahlarla patlatıyoruz.Güneşe selam durmak, ayçiçeğinde gülümsemek yerine acı verene acıyı yaşatmadan içimizdeki hırsları gebertemiyoruz hemde insafsızlığına rağmen..
Birini kurtarırken de birini öldüresiye döverken de kurduğumuz cümle aynı. ’’öfke nefret kin ’’
Irkçılık içimizde hâlâ göğsünü öfkeyle kabartan mayın tarlası, rengiyle .
Cana çok değeri ,çok kıymetli olarak bakamıyoruz hala bir can’a … yazık demiyoruz... Doğayı, hayvanı bile örnek alamıyoruz ki yaşamımızda, bir gül’ün gövdesinde ki diken bile kendine gül’e zarar vermiyor veya bir hayvan gölgesinden yararlandığı ağacı ısırmıyor.
Bu örnekler çoğaltılabiliriz tabi...ama hala insan,insanın barutu , kanseri...
Kulaktan dolma ,ağızdan alma üç beş kelime öğrenip lügat parçalayarak muhalif olmayı biraz yardımlarla göz boyamayı, gönül almayı yardım karşılığında iyiliği satın alışımızı,gibi yokluktan , hüzünden, acıdan boğulan mantıksızlığımızı insanlık,yada insanlığımız sanıyoruz.
Hırsızı arsızı öldürerek eğitiyoruz, bizden olmayanı dışlayarak hak ,hukuk savunuculuğu yapıyoruz.
Kendimizi sorgulamıyoruz, kendimizle hesaplaşmıyoruz, yüzsüzleşiyoruz...halbuki adalet dediğimiz şey içinde kendin olmayan hakkı gözetmektir...
Tamahlarımızdan vaz geçmiyor kırmıyoruz, nefsimizi incitmiyoruz, kördüğümlüğün ve körlüğün derinliğini yaşıyoruz...
Nedenlerini ,biçimlerini,bilmediğimiz,irdelemedigimiz konularda acı çektiğimizle oflaya puflaya yakınıyoruz...Cennet de içimizde cehennem de dışardan içimizi göremekten korkuyoruz.
Herkes gibi ölmekten korkuyoruz en ilkel korkumuz çünkü.
Mesela bizim dışımızda ki her şey bizim elimizde değil sahip olduklarımız bizim değil bu evrendede kalıcı değiliz, buralı değiliz buraya da kalıcı olarak gelmedik bilincine gelemiyoruz.
Korkularımız, kaygılarımızı, duygularımız, öfkelerimiz hepsi içimizdeki Terörü besliyor ne yazık ki. Oysa ki yaşama bir bakış atarak ait olduğumuz yere dönmek.....

