Bir Sözdür Akar
Yakar Ha Yakar…
Bazı sözler vardır, insanın içine ince bir sızı gibi sızar; ne gösterişli cümleler isterler ne de büyük bağırışlar… Bir fısıltı kadar sessiz, bir kor kadar sıcak akarlar içimizden. Akar ha akar; insanın tam kalbine değdiği yerde bir kıvılcım çakılır, o da yakar ha yakar…
Hasretin en derin yanı da budur işte. Çoğu zaman bir kelimenin ucuna takılıp gelir. Bazen bir ses, bazen bir bakış, bazen de adını yıllardır duymadığın birinin aklına düşüveren hali… Birden içinden geçen o tek söz, tüm geçmişi peşine takıp gelir. İçinde kabuk bağladığını sandığın yaraları yeniden yoklar. Söz akar… Sen durursun.
İnsan özlediğini fark edince değil, özlediğini kabullenince yanmaya başlar. Çoğu zaman gururun ardına sakladığın duygular, tek bir hatırada açığa çıkar. Bir fotoğraf görürsün, bir şarkı duyarsın, bir kokudan geçersin… Sanki hayat, seni unutamadığın yere doğru usulca ittirir. “Ben buradayım,” der zaman. “Sen hâlâ onu anıyorsun.”
Hasret, bazen bir insana duyulur, bazen bir zamana, bazen de kaybedilmiş bir kendine… İnsan en çok, bir daha geri gelemeyeceğini bildiği şeylere yanar. Dile getirilmeyen cümleler, yarım kalmış sevinçler, söylenmeye fırsat bulunamayan “gitme”ler… Hepsi aynı sözün içinde toplanır ve akar; yakar ha yakar…
Belki de her insanın sakladığı bir cümlesi vardır: Söyleyemediği, söyleyince kaybetmekten korktuğu… İçinde durdukça ağırlığı artan, dışarı çıkınca kanatacak olan… O cümlenin sahibi her kimse, kalbimiz ona doğru her gece sessizce yürür. Dünya uyurken, insan kendi gerçeğine uyanır.
Ve sonra… Sonra anlarız ki bazı sözler sadece dudaktan dökülmez; yüreğin tam ortasına yazılır. Ve oradan hiç silinmez. Akar… Yıllar geçse de akmaya devam eder. Çünkü bazı sözler hatıra değil, yara taşır. Bazıları ise giderken bıraktıkları sessizlikle konuşur.
İşte bu yüzden, bir sözdür akar…
Ve gerçekten sevmişsen,
yakar ha yakar…

