Hoşgörü, insanın içindeki fırtınayı susturan ince bir sükûttür…
Bazen bir bakışta, bazen bir nefeste, bazen de suskunluğun ardına saklanan bir merhamette belirir…
Birinin hatasına karşı öfkeyi değil; gönlün ferahlığını, anlayışın aydınlığını seçebilmektir.
Ama unutma: Hoşgörü, her kapıyı açan sihirli bir anahtar değildir; yalnızca kalbi temiz olan kilitlerde çalışır…
İnsan beşerdir;Unutur, dalar, kırar…
Gençliğin aceleciliği, tecrübenin eksikliği, dilin sürçen gölgesi…
Hepsi insana mahsustur…
Bu yüzden bazı hatalar, ancak hoşgörünün sıcak avcunda yumuşar…
İnsan, affedilerek büyür; kendini bağışlayabilmeyi, başkasını anlamayı böyle öğrenir…
Ailenin içinde bu gerçek daha da görünür olur: Babanın oğluna kızıp sonra gönlüne yenildiği,
Annenin çocuğunu azarlayıp sonra yumuşak bir dokunuşla gönlünü aldığı,
Kardeşlerin kavga edip sonra tek gülüşle barıştığı anlar…
Hoşgörünün en sade, en temiz hâlidir bunlar…
Kalbe sürülen bir merhem gibidir; yarayı iz bırakmadan kapatır…
Ne var ki hayat her zaman böyle merhametli değildir...
Bazı hatalar vardır ki, ne merhem işler ne zaman unutturur…
Cana kast edenin, kötülüğü hesap edenin, bilinçli bir karanlıkla yola çıkanın hatası, Artık hata değil, suçtur….
Burada hoşgörü değil, adalet konuşmalıdır…
Çünkü hoşgörü; haksızlığı örten bir örtü, kötülüğü temize çeken bir yazı değildir…
Emeğini çalan birine belki hoşgörü payı bırakabilirsin;
ama canına, onuruna, geleceğine göz diken birine asla…
Çünkü hoşgörü, telafisi olan kusurlarda anlam bulur...
Geri dönüşü olmayan kötülüklerde değil…
Geri dönüşü olmayan kötülüklerde değil…
Ve işte hoşgörünün sınırı tam da buradadır: İnsanın zaafına gösterilir; kötülüğün niyetine değil…
Telafisi olana gösterilir; geride yanmış toprak bırakanlara asla değildir…
Hoşgörü bir erdemdir; ama her erdem gibi yerinde olursa değer kazanır…
Yanlış kişiye gösterilen hoşgörü, bazen iyiliği değil, karanlığı büyütür…
İyiyi güçlendirmek varken, kötüyü cesaretlendirmek olur…
Ve sonunda insan, yılların öğrettiği bir hakikate varır:
Hoşgörü, herkese dağıtılan bir lütuf değil; hak edene, hak ettiği kadar sunulan asil bir armağandır…
Mücahit Himoğlu

