Uzak kalmış iki insanın arasında, kelimelerden daha derin, suskunluklardan daha anlamlı bir bağ vardır…
Bu bağ, ne sık görüşmeyle güçlenir ne de uzun ayrılıklarla zayıflar…
Çünkü o bağ, samimiyetin mayasından yoğrulmuştur.
Uzaklık bazen bir imtihandır…
Hayatın telaşı, kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ya da sadece zamanın akışı insanları farklı yönlere savurur…
Fakat gerçekten gönülden bağlı olanlar bilir ki, araya giren hiçbir mesafe kalpteki yeri silemez…
Bir gün yeniden karşılaşıldığında, sanki hiç ara verilmemiş gibi kaldığı yerden devam eden gönül sohbetler vardır...
İşte bu, çıkarla değil; hesapla değil; beklentiyle değil, saf dostlukla kurulan yürek bağının eseridir.
Samimi dostluk, gösterişli cümleler istemez…Sürekli temas, sürekli ispat da istemez…O, bir “Ben buradayım” hissidir…
Zor zamanlarda uzaktan bile olsa hissedilen bir destek, bir dua ve içten gelen iyi bir niyettir…
Kalabalıkların içinde yalnız hissettiğinde aklına gelen tek bir isimdir…Yıllar sonra bir mesajla gülümseten, bir hatırayla iç ısıtan yine o tanıdık sestir.
Arınmış bir dostlukta ego yoktur. “Neden aramadın?” sitemleri yerine “İyi misin?” kaygısı vardır…Hesap tutmak yerine hal hatır sormak vardır…Kırgınlıklar konuşularak iyileşir; suskunluklar anlayışla tamamlanır.
Çünkü gönül bağı olan insanlar, birbirini yargılamak için değil, anlamak için dinler.
Belki herkes hayat yolculuğuna çıktığında farklı yol duraklarında iner…Kimi erken veda eder, kimi uzun süre görünmez olur…Ama gerçek dostluk, zamanın ve mesafenin ötesinde bir yerde bekler... Toz tutmaz, eskimez; sadece derinleşir.
Ve bir gün yollar yeniden kesiştiğinde, iki insan birbirine baktığında şunu hisseder: “Biz hiç yabancı olmadık.” İşte uzak kalmış ama gönülden kopmamış insanların dostluğu böyledir; sade, temiz, arınmış…
Gürültüsüz ama sarsılmaz bir yürek sesidir.
13 Şubat 2026
Mücahit Himoğlu

