Uzaklarda bir yerde, bilmediğin sokaklarda nefes alırken, ensende hep soğuk bir demir hissi... İşte o hissin adıdır gurbet. Bir kelepçe gibi... Ne kanat çırpmaya izin verir, ne de geri dönmeye... Sadece bileğine değil, doğrudan yüreğine takılmış, her atışta biraz daha sıkılan o görünmez pranga.
Memleketini, havasını, taşını toprağını, en çok da gözünün aşina olduğu yüzleri sevenler bilir bu kelepçenin ağırlığını. Gurbet, bir tercih değil, çoğu zaman zorunlu bir sürgündür. Gönül razı gelmez ama akıl, mantık, bazen de ekmek davası elinden tutar ve seni bilmediğin diyarlara fırlatır.
Camların Ardındaki Hayat
Pencereden bakarsın. Gördüğün her şey yeni, belki daha düzenli, belki daha parlak... Ama o camın ardındaki hayat, sana ait değildir. Senin güldüğün şakalar, senin tuttuğun gelenekler, senin dilin... Orada bir yankı bulamaz. Herkes kendi koşturmacasında, sen ise büyük bir kalabalığın içinde en yalnız adam/kadınsın.
Kelepçe, gurbetteki her güne, her saniyeye işler. Yediğin yemekte annenin tadını ararsın, çalan türküde çocukluğunun ezgisini, baktığın yüzde bir akraba sıcaklığını... Bulamazsın. Ve bu yokluk, kelepçeyi her geçen gün biraz daha daraltır.
Kelepçeyi Kırmak Mümkün mü ?
Hayır. Çünkü bu kelepçe demirden değil, sevgiden yapılmıştır. Onu kırsan bile, geriye sadece büyük bir boşluk kalır. Memleketi sevmekten vazgeçemezsin ki bu kelepçeden kurtulasın. O yüzden gurbet, bir cezaysa eğer, cezayı veren de, çeken de sensin.
Tek tesellin, geceleri başını yastığa koyduğunda, aklında canlanan o sıcacık anılar... Annenin sesi, babanın nasihati, yarım kalmış bir dost sohbeti... İşte o anılar, kelepçenin zincirini kısacık bir anlığına gevşetir. Sabah olduğunda, o sızı tekrar başlar... Ama sen bilirsin ki, o kelepçe, senin yüreğinin vatan sevgisiyle attığının en dürüst kanıtıdır.
Ey vatanını memkeketini seven gurbetzede ! Gözyaşlarını sil. O kelepçe senin gücün, hasretin ise sadakatinin mührüdür. Bir gün o kelepçe çözülecek ve seni ait olduğun topraklara, sevdiklerine ulaştıracaktır.

