Mücahit HİMOĞLU

MAZİDE KALAN GAVURBOĞAN (EMİRŞEYH ) MAHALLESİ’NDE İFTAR SAATİNE YAKIN YAPILAN AYAKÜSTÜ SOHBETLER VE İFTAR KOŞUŞTURMALARI...(4).

Her mahallenin bir hafızası vardır…Kimi geçmişini taşında saklar, kimi çeşmesinde, kimi de insanlarının dilinde…

24.02.2026 08:29:00

    Gavurboğan mahallemizin hafızası ise belirli bir vakit yapılan iftar sohbetlerinde saklıydı.

    Hafızası olan Gavurboğan adını nasıl aldığını bir tarih bilinçiyle hatırlatalım.

    Rusların ikinci defa Erzurum’u işgale kalkıştığı günlerde, Toprak Tabyayı bünyesinde barındıran Türkmen boylarının yaşadığı bu yöreyi hedefe almıştı…Hedefte, yanlarında getirdikleri Ermeni Taşnak/ Hınçak çetelerinin yapacağı  katliamdı…işte bu katliama karşı yöre halkının vatanı namus bilerek göğsünü siper edip, nice şehitler nice gaziler vererek bir adım geri atmada düşman güçlerini bertaraf edip, birliğin ve beraberliğin dayanışmasını  yüreklerde taçlandıran ecdadımız  olmuştu…

    Gösterilen bu kahramanlık üzerine dönemin Valisi Münir Bey, Genelkurmay Başkanı Org. Fevzi Mengüç yörenin adının “GAVURBOĞAN “ olması için Osmanlı Sultanı Mecid Han’a yaptıkları teklif uygun görülmüş ve yörenin adı “GAVURBOĞAN”  olarak tescil edilmiştir…

   Tescil edilmesi ve tescil edilmesinin  üzerine mülki amirler Erzurum ve civarındaki ahaliye, bütün askeri birliklere, bu büyük şecaat (Yiğitlik ve cesurluk)” eseri olarak  Gavurboğan ismi duyurulmuştur...

     Kurtuluş şavaşı sonrasında Erzurum’un en çok göç alan bölgesi Gavurboğan yöresi olunca,  yöre altı mahalleye bölündü : “Emirşeyh, Yukarı Hasanıbasi, Aşağı Hasanıbasi, Sultan Melik, Narmanlı ve Sıvırcık”. Oldu…

    Bu altı mahallenin tam orta kesişme noktasında Emirşeyh Mahallesi olmasından dolayı merkez mahalle sayılır…
 
     Mahallenin ortasından geçen  ana caddenin bir yanında Palandöken İlkokulu diğer karşı tarafında asırlık bir çınar gibi vakur duruşu olan Daş Camii bulunur…
     
     Palandöken ilk okulunda, Türkiye Cumhuriyetini idare eden çok önemli üst düzey paşalar, bakanlar, siyasetçiler ve bürokratlar bu ilkokul mezunlarıdır… 
     
     Daş caminin medresesin de Diyanet işleri başkanı, müftüler ve ilahiyatçı akademisyenleri bünyesinde yetiştirmiştir…
      
     Ramazan ayı yaz mevsimini ihtiva ettiğinde Emirşey Mahallesi  iftar saatinde yakın adeta açık  hava meclisine dönüşürdü.

      Palandöken İlkokulu’nun karşısındaki Daş Camii, Caminin bitişiğindeki, Hacı Osman Kaloğlu ile İbrahim Adıgüzel’in evlerinin bahçe duvarlarının bitişindeki ara dar sokağın diğer köşesinde Muhtar Fahri Çeteli’nin bakkaliye dükkânı, dükkanın üst kısımında ayaküstü iftar bölüğünün asıl karargâhı olurdu…

  Orta yaşlılar, ve gençler sokağın alt başı bahçe duvarının önünde karargahlarını kurarlardı…iftar sohbetini yapanların Herkesin durduğu yeri belliydi ama kimsenin de yeri sabit değildi; sohbetlerin derinliğine göre kaymalar olurdu…
   
    Ramazan ayı boyunca evleri yakın olanlar demirbaş sayılırdı…”Tuncer Aktaş, Ertuğrul Adıgüzel, Yıldırım Denizli, Oktay Çapan, Canip (Naci) Keçeci, Nihat Yakut, Nurullah Ürüşan, Sabahattin Doğu, Zalim Abo (Abdurrahman Demir), Akidi (Abdullah) Culuk, Koppik Mahmut- Murat Aygül, Hacı Ferit Akyüz, Yüksel Gaciroğlu, Fahrettin Keser, Ahmet Yazıcıoğlu (Sivaslı), Cimi Sabahattin Tufanç, Hacı Nevzat İbim, İlhami-Orhan Yağan kardeşler, Lütfettin- Burhanettin Adıgüzel, Zeki-Ahmet Kaloğlu kardeşler, Hayrettin Kotangil, Kemal Alacakanat,  Nuri Kan, Atabey Çapan, Gani Çapan, Feyzi Kalkan, Mustafa Çapan, Mücahit Himoğlu, Ekrem Ay, Selahattin Doğu, Cihat Yakut- Sabahattin- Metin Eğilmez, Baharettin Eyricayır kardeşler, Turgut Aktaş,  Ekrem Ay, İsmail-Orhan- (Boşo)İbrahim Culuk kardeşler, Ruhi Salış - Sait Kaleli, Turgut İğder”…
    
    Birde yaşları daha genç olanlar, kendinden büyük mahalle ağabeyilerinin dikkatine; Mahallemizin saygın büyüğü Terzi Kemal Ay emminin evinin önünde akan çeşmenin alt kısmında  kız taklası, Hamamcının kubbesi, Uzunum eşek gibi oyunlarını sunarlardı… ”Cahit- Erdal Himoğlu kardeşler, Yusuf Arpacık, Ahmet Çapan, Fuat Yakut, Emrullah Ay, Yusuf-Salih Culuk kardeşler, Aziz Çapan, Fuat Yakut, Salih Kaloğlu, Cemal Alacakanat, Mustafa- Celil- Vahap Kalkan kardeşler- Şahset Eğilmez, Şahin Eğilmez, Burhan Yağan, Şahin Aktaş
    
    Bazıları ise  Cumartesi / Pazar günleri kapalı olan Palandöken İlkokulu’nun yapılan ek binasının duvarında üçerli eş olarak kafa topu maçını, bazıları ise okulun arka bahçesinde futbol maçı yaparlardı… kafa topu oynayanlar; “Hami Ezgi, Ömer Aygül, Mustafa Çapan, Necati Ürüşan, misafir sanatçı gibi Karatazı dan gelen Erol Kürkçüoğlu … 
     
     Futbol maçı yapanlar Erzurumspor’da, !2 Mart futbol kulübünde santrafor olarak oynayan Sinan başta olmak üzere Sabahattin Eyricayır, Sait Kaleli, Turgut Aktaş, Nurettin Karagenç, Mücahit Himoğlu, Sabahattin Keser, Halit- Fethi Karadumanlı, Burhan Yılmaz, Hamdullah Çapan, Hayrettin Berşe, Yunus Öğdüm, Sezai Yazıcıoğlu, Hüseyin Kırbıyık, Nuri Tekirbaşoğlu, Nihat Çağlar, Cihat Yakut iftara on beş, yirmi dakika kala maçı bitirir, iftar bölüğünün sohbetlerine kafa topu oynayanlarla beraber dâhil olurlardı…
      
     Yukarı muhitlerde evleri olanların ayaküstü  sohbetlere katılılmaları çok uzun sürmezdi “ Şeref Hamamcı, Futbol hakemi Faruk Tufanç,  Mücahit- Cahit- Celal Arpacık kardeşler, Halit- Fethi Karaduman, Şakir Keser, Kır Recep Şuşarlı, Alaattin Berşe, Murat, Remzi Kadakcıoğlu kardeşler, Nafi Ezgi,  Ağzıkara Razi Gecegezer”…     
     
    Bir Ramazan ayının baş tacı pidelerin pişirmesini yapan Mahalle fırınları vardı…Mahallemizin saygıdeğer büyüğü Kemal Aktaş emmi evlerinin altında açtığı fırın  mahallemizle muhitin yükünü çekerdi…
   
    Sohbetin demirbaşlarında yeralan Tuncer Aktaş  genellikle küçük kardeşi Şahin’le  beraber sohbetini yarıda  keser fırına gidip babasına yardım ederlerdi…
    Ortancı kardeşleri Turgut fırına  gitmemek için Cumartesi/ Pazar günleri arazi olurdu. 
     
     Birde  sohbetin yapıldığı alana bakan cadde üzerine evi olan saygıdeğer büyüğümüz Mitil Osman Çapan emmi iftara bir saat kala evin balkonunda pijamalarının üstüne giydiği ropdöşambrıyla  görünür ve oturarak dışarıyı izlerdi …
    İftara yetişmek üzere Toprak tabyaya, Yukarı  ve Aşağı Hasanı Basri’ye doğru koşuşturanlar Osman emmiyi  balkonda gördüklerinde Osman emmiyi selamlardılar…Osman emmide hem sesli, hemde sağ eliyle bir asansör gibi aşağı yukarı kaldırarak selamları alırdı…ardı arası kesilmeyen selamlı iftara on, on beş  dakika kala son bulurdu…
    
     Osman emminin bir de her gün aynı saatte iftara az kala karşı kaldırımda sohbette bulunan  ortanca oğlu Mustafa'ya balkondan,”Mustafa oğlum iftara az kaldı, Kemalgilin (Kemal Aktaş) fırına git yumurtalı susamlı pide al gel demesi bir ay boyunca periyodik olarak devam ederdi…Mustafa da tamam baba hemen bir gidiyorum der ve fırına pide almaya giderdi..
     
    
  Bir diğer seyredilmesi güzel olan ise, Baharettin Gacıroğlu’nun evinin bacasında uçurttuğu evcil kuşlar uçuşlarını tamamlayarak iftara gelen misafirler gibi kendi bacalarına taklalar atarak süzülüp inmeleri iftar bölüğü tarafından zevkle izlenirdi…
     
     Toprak tabyaya doğru Yukarı ve aşağı Hasanı Basri mahallesinde evleri olan, Kombinede kasaplık yapan ; kasap Asım, kasap Selami, kasap Turan’ın, kasap Alirıza Ovat-kardeşi terzi Sabahattin Ovat, kasap Cellat Nizam, Meşhur Erzurum Ayak paçacısı Sülfettin Barın, kasap Vetto ve kardeşi kasap Baro ve berber Korkmaz bazen ayaküstü sohbetlerine Baharettin ağabeyinin kuşlarının bacaya inişlerini izlemeleri ve hemen  hadi bize eyvallah kuş saati bizim tam eve gidiş saatimiz diye ayrılır giderlerdi… bu kuşları izlemek insana ayrı bir his verirdi…
      
    Mahallemizin büyüklerinin  iftara geliş saatleri hemen hemen aynı saatte olurdu…saatte olurdu…zamanlamalarına dakiktiler…
   
    Ziya Akyüz emmi her zamanki ceketinin yan cebine katlı olarak koyduğu Tercüman gazetesi tarafından ağabeysi Ahmet eminin koluma, diğer eliylede her zaman evlerine ibrikle ”Dabahane suyu” götüren oğlu Fatih’in koluna girerek iftar bölüğünü selamlayarak geçerdi…
     
     Tebrizkapı da bulunan bizim Sobacı dükkanımızda ise yaz kış aynı muhitte oturan ustalar Ramazan ayı dahil  her zaman mola verir, dinlenir sohbet eder öyle evlerine giderlerdi…
”Kavaflar, Gülahmet, Demirciler çarşı Sobacı ve demirci esnafları olan “Sobacı Cemil Arpacık emmi babam Sobacı Mustafa Himoğlu, Mehmet Sözen ve Demirci Abo Usta, meslek olarak Sobacı ve aynı zamanda (Pervizoğlu cami müezzini) Fazıl Dicleli“ sohbet bölüğünü selamlar öyle evlerine giderlerdi…
   
    En nükteden ağzı kara Salim emmi yanında”  Bakkal Fehim emmi, Cambaz Zihni ağabeyi , kunduracı Necatı Tosunoğlu (Tanca) ile iftar bölüğüne dahil olur, esprili muhteşem fıkralarını nüktedanlığıyla süsleyerek arkadaşlarına hadi bugünlük bu kadar der ve sözlü bir cila yapardı… sohbet bölüğüne devamlı katılan  büyük oğlu Razi’ye hadi “ böyük” bey sende bizim arkadaş kervanımıza katıl beraber eve gidelim demesi sohbet bölüğünü kahkahalara boğardı…
  
   Salim emminin her zaman yaptığı nahif esprilerinin tadına doyulmazdı…
     
     Hele  birde karşılıklı kaldırım sohbetlin yapan kardeşler vardı “Mustafa -Ahmet- (Culuk)  emmilerin evleri cadde üzerinde karşılıklıydı…evlerinin önlerine koydukları sandalyelerin üzerinde oturarak karşılıklı yaptıkları sohbetler, kardeşlikten de öteye bambaşka bir duyguyu ihtiva ederdi…
   
   Cumhuriyet caddesi Ulu Cami karşısında hazır giyim mağazası olan bülbül sesli Daş Cami müezzini Hafız emminin oğulları Galip-Cahit-Sakıp Hakkıoğlu kardeşlerin geçişlerinde,  Galip ağabeyi kardeşlerinden ayrılır sohbet yapanlar arasına girerek ayaküstü yaptığı esprili sohbetlerine doyum olmazdı…
     
    12 Mart 1918’de Erzurum’un düşman işgalinden muvazzaf binbaşısı  olarak görev alan Muaffak Çetin Tekprbaşoğlu’nun  adı Emirşeyh Mahallesi Tahta cami yan sokağına  belediye tarafından verilmişti… 
    
    Muvaffak Çetin Binbaşı Muhtar Fahri Çeteli eminin bakkal dükkânından iftara yakın alış veriş yaparken iftar sohbetinde devam edenlere hitaben gençler sizlere iftarlık birer  salkım üzüm alayım mı ifadesini bildirdiğinde, sohbet alanında olanlar memnuniyetiyle karşılayarak topluca çok sağ olasın komutanım diye saygılarını iletirdiler…Binbaşı Muvaffak Çetin Tekerbaşoğlu Ramazan boyunca ikram söylemini hep yapardı…
 
    Bir başka güzellikte, sigara tiryakilikleri Ramazan ayında boyunca işlerine gitmezdi kimisi raporlu kimisi izinli olurdu…
    
     İftar sonrası geceleri kahve veya yaz ayların da çay bahçelerinde sahura kadar oturdukları için uykusuzluklarını ramazan ayı boyunca gündüzleri uyuyarak geçirir ve iftara on, on beş dakika kala kalkıp dışarı çıkar, sohbet yapan bölüğün yanına, mahmur bir vaziyette ve de ağzını buruşturarak iftar topuna kaç dakika kaldı? Diye bir endazeyle sormalarına bazen cevap alırlardı, bazende alamazlardı çünkü her gün aynı soruyu sormalarından dolayı cevap alamayanlar kendi kendine kenara gidip söylenerek, bir top atılsa da, elindeki sigarasını göstererek; "cıgarayı yaksak" bir iki yudum içsek diye söylenir dururlardı…    
 
    Ama asıl Cümbüş son dakikalarda olurdu…
    Toprak Tabyanın biraz aşağısında oturan Üvez eminin lastik tekerlekli tek atlı arabası ile her gün mecburiyetten iftar bölüğünün önündeki geçişi sırasında en mukallit ve Ramazan ayında maytap atmadığı yer kalmayan Cimi Sabahattin Tufanç önceden hazırladığı maytabı Üvez emminin arabası üzerine her geçtiği anda atardı…  o ana kadar Arabasını oturarak süren Üvez emmi hemen ayağı kalkarak atını kamçılayıp” Ben Hur” gibi süratle yüz metre Türkiye rekoru kıran atletler gibi arabasıyla kaçış yapması,  iftar bekleyen sohbet bölüğünün toplu alkışlamaları ile cümbüş haline dönerdi…
     
    Daş cami İmamı Ali Küçük hocanın İkindi namazı sonrası vaazı ve camide okunan hatimleri dinleyen cemaatte beraber iftara yakın çıkmaları, iftara yetişmek için caddeden geçen koşuşturmacaların arasına karışırlardı…
     
     Cami cemaatinden çıkan çoğu erkeklerin başında namaz terlikleri, büyüklerine özenen erkek çocukların namaz tekkeleri ve kız çocukların başlarında iğne oyalı namaz örtülü çocuklar çok sevimli oldukları için… 
   
     Camiden çıkan büyükler bu çocuklara cami karşısında küçük bir dükkânı olan Münir emiden horuz şekeri alıp ikram etmeleri geleneksel bir hal almıştı…
     
    Taki Erzurum kalesinden atılacak iftar topuyla eşsiz müezzin-Hafız Hakkıoğlu ve daha sonra Hafız emminin emekli olması sonrası Yusuf Dicleli hocaların Daş caminin minaresinde akşam ezanını okumasıyla cıgara(sigara) tiryakileri hemen kendi aralarında sigaralarını birbirlerine ikram ederek yakar ve iftarlarını açarlardı…
     
    Ezanla beraber yanan minare kandilleriyle, iftar sohbet yapılan alanda hiç kimse kalmaz İn-cin top oynardı…
    Hey gidi…bir zamanlar yaşadığımız hatıralı o güzel günler… 
     Mahallemizde aramızdan ayrılarak Hakka yürüyen kıymetli büyüklerimizi rahmetle, minnetle anıyor, aziz hatıralarını yâd ediyorum…hayatta kalan ve ayrıda yerlere savrulan yürek komşularımıza sağlıklı güzel  günler geçirmelerinin temenni ederim.
        Mücahit Himoğlu


    Gavurboğan mahallemizin hafızası ise belirli bir vakit yapılan iftar sohbetlerinde saklıydı.

    Hafızası olan Gavurboğan adını nasıl aldığını bir tarih bilinçiyle hatırlatalım.

    Rusların ikinci defa Erzurum’u işgale kalkıştığı günlerde, Toprak Tabyayı bünyesinde barındıran Türkmen boylarının yaşadığı bu yöreyi hedefe almıştı…Hedefte, yanlarında getirdikleri Ermeni Taşnak/ Hınçak çetelerinin yapacağı  katliamdı…işte bu katliama karşı yöre halkının vatanı namus bilerek göğsünü siper edip, nice şehitler nice gaziler vererek bir adım geri atmada düşman güçlerini bertaraf edip, birliğin ve beraberliğin dayanışmasını  yüreklerde taçlandıran ecdadımız  olmuştu…

    Gösterilen bu kahramanlık üzerine dönemin Valisi Münir Bey, Genelkurmay Başkanı Org. Fevzi Mengüç yörenin adının “GAVURBOĞAN “ olması için Osmanlı Sultanı Mecid Han’a yaptıkları teklif uygun görülmüş ve yörenin adı “GAVURBOĞAN”  olarak tescil edilmiştir…

   Tescil edilmesi ve tescil edilmesinin  üzerine mülki amirler Erzurum ve civarındaki ahaliye, bütün askeri birliklere, bu büyük şecaat (Yiğitlik ve cesurluk)” eseri olarak  Gavurboğan ismi duyurulmuştur...

     Kurtuluş şavaşı sonrasında Erzurum’un en çok göç alan bölgesi Gavurboğan yöresi olunca,  yöre altı mahalleye bölündü : “Emirşeyh, Yukarı Hasanıbasi, Aşağı Hasanıbasi, Sultan Melik, Narmanlı ve Sıvırcık”. Oldu…

    Bu altı mahallenin tam orta kesişme noktasında Emirşeyh Mahallesi olmasından dolayı merkez mahalle sayılır…
 
     Mahallenin ortasından geçen  ana caddenin bir yanında Palandöken İlkokulu diğer karşı tarafında asırlık bir çınar gibi vakur duruşu olan Daş Camii bulunur…
     
     Palandöken ilk okulunda, Türkiye Cumhuriyetini idare eden çok önemli üst düzey paşalar, bakanlar, siyasetçiler ve bürokratlar bu ilkokul mezunlarıdır… 
     
     Daş caminin medresesin de Diyanet işleri başkanı, müftüler ve ilahiyatçı akademisyenleri bünyesinde yetiştirmiştir…
      
     Ramazan ayı yaz mevsimini ihtiva ettiğinde Emirşey Mahallesi  iftar saatinde yakın adeta açık  hava meclisine dönüşürdü.

      Palandöken İlkokulu’nun karşısındaki Daş Camii, Caminin bitişiğindeki, Hacı Osman Kaloğlu ile İbrahim Adıgüzel’in evlerinin bahçe duvarlarının bitişindeki ara dar sokağın diğer köşesinde Muhtar Fahri Çeteli’nin bakkaliye dükkânı, dükkanın üst kısımında ayaküstü iftar bölüğünün asıl karargâhı olurdu…

  Orta yaşlılar, ve gençler sokağın alt başı bahçe duvarının önünde karargahlarını kurarlardı…iftar sohbetini yapanların Herkesin durduğu yeri belliydi ama kimsenin de yeri sabit değildi; sohbetlerin derinliğine göre kaymalar olurdu…
   
    Ramazan ayı boyunca evleri yakın olanlar demirbaş sayılırdı…”Tuncer Aktaş, Ertuğrul Adıgüzel, Yıldırım Denizli, Oktay Çapan, Canip (Naci) Keçeci, Nihat Yakut, Nurullah Ürüşan, Sabahattin Doğu, Zalim Abo (Abdurrahman Demir), Akidi (Abdullah) Culuk, Koppik Mahmut- Murat Aygül, Hacı Ferit Akyüz, Yüksel Gaciroğlu, Fahrettin Keser, Ahmet Yazıcıoğlu (Sivaslı), Cimi Sabahattin Tufanç, Hacı Nevzat İbim, İlhami-Orhan Yağan kardeşler, Lütfettin- Burhanettin Adıgüzel, Zeki-Ahmet Kaloğlu kardeşler, Hayrettin Kotangil, Kemal Alacakanat,  Nuri Kan, Atabey Çapan, Gani Çapan, Feyzi Kalkan, Mustafa Çapan, Mücahit Himoğlu, Ekrem Ay, Selahattin Doğu, Cihat Yakut- Sabahattin- Metin Eğilmez, Baharettin Eyricayır kardeşler, Turgut Aktaş,  Ekrem Ay, İsmail-Orhan- (Boşo)İbrahim Culuk kardeşler, Ruhi Salış - Sait Kaleli, Turgut İğder”…
    
    Birde yaşları daha genç olanlar, kendinden büyük mahalle ağabeyilerinin dikkatine; Mahallemizin saygın büyüğü Terzi Kemal Ay emminin evinin önünde akan çeşmenin alt kısmında  kız taklası, Hamamcının kubbesi, Uzunum eşek gibi oyunlarını sunarlardı… ”Cahit- Erdal Himoğlu kardeşler, Yusuf Arpacık, Ahmet Çapan, Fuat Yakut, Emrullah Ay, Yusuf-Salih Culuk kardeşler, Aziz Çapan, Fuat Yakut, Salih Kaloğlu, Cemal Alacakanat, Mustafa- Celil- Vahap Kalkan kardeşler- Şahset Eğilmez, Şahin Eğilmez, Burhan Yağan, Şahin Aktaş
    
    Bazıları ise  Cumartesi / Pazar günleri kapalı olan Palandöken İlkokulu’nun yapılan ek binasının duvarında üçerli eş olarak kafa topu maçını, bazıları ise okulun arka bahçesinde futbol maçı yaparlardı… kafa topu oynayanlar; “Hami Ezgi, Ömer Aygül, Mustafa Çapan, Necati Ürüşan, misafir sanatçı gibi Karatazı dan gelen Erol Kürkçüoğlu … 
     
     Futbol maçı yapanlar Erzurumspor’da, !2 Mart futbol kulübünde santrafor olarak oynayan Sinan başta olmak üzere Sabahattin Eyricayır, Sait Kaleli, Turgut Aktaş, Nurettin Karagenç, Mücahit Himoğlu, Sabahattin Keser, Halit- Fethi Karadumanlı, Burhan Yılmaz, Hamdullah Çapan, Hayrettin Berşe, Yunus Öğdüm, Sezai Yazıcıoğlu, Hüseyin Kırbıyık, Nuri Tekirbaşoğlu, Nihat Çağlar, Cihat Yakut iftara on beş, yirmi dakika kala maçı bitirir, iftar bölüğünün sohbetlerine kafa topu oynayanlarla beraber dâhil olurlardı…
      
     Yukarı muhitlerde evleri olanların ayaküstü  sohbetlere katılılmaları çok uzun sürmezdi “ Şeref Hamamcı, Futbol hakemi Faruk Tufanç,  Mücahit- Cahit- Celal Arpacık kardeşler, Halit- Fethi Karaduman, Şakir Keser, Kır Recep Şuşarlı, Alaattin Berşe, Murat, Remzi Kadakcıoğlu kardeşler, Nafi Ezgi,  Ağzıkara Razi Gecegezer”…     
     
    Bir Ramazan ayının baş tacı pidelerin pişirmesini yapan Mahalle fırınları vardı…Mahallemizin saygıdeğer büyüğü Kemal Aktaş emmi evlerinin altında açtığı fırın  mahallemizle muhitin yükünü çekerdi…
   
    Sohbetin demirbaşlarında yeralan Tuncer Aktaş  genellikle küçük kardeşi Şahin’le  beraber sohbetini yarıda  keser fırına gidip babasına yardım ederlerdi…
    Ortancı kardeşleri Turgut fırına  gitmemek için Cumartesi/ Pazar günleri arazi olurdu. 
     
     Birde  sohbetin yapıldığı alana bakan cadde üzerine evi olan saygıdeğer büyüğümüz Mitil Osman Çapan emmi iftara bir saat kala evin balkonunda pijamalarının üstüne giydiği ropdöşambrıyla  görünür ve oturarak dışarıyı izlerdi …
    İftara yetişmek üzere Toprak tabyaya, Yukarı  ve Aşağı Hasanı Basri’ye doğru koşuşturanlar Osman emmiyi  balkonda gördüklerinde Osman emmiyi selamlardılar…Osman emmide hem sesli, hemde sağ eliyle bir asansör gibi aşağı yukarı kaldırarak selamları alırdı…ardı arası kesilmeyen selamlı iftara on, on beş  dakika kala son bulurdu…
    
     Osman emminin bir de her gün aynı saatte iftara az kala karşı kaldırımda sohbette bulunan  ortanca oğlu Mustafa'ya balkondan,”Mustafa oğlum iftara az kaldı, Kemalgilin (Kemal Aktaş) fırına git yumurtalı susamlı pide al gel demesi bir ay boyunca periyodik olarak devam ederdi…Mustafa da tamam baba hemen bir gidiyorum der ve fırına pide almaya giderdi..
     
    
  Bir diğer seyredilmesi güzel olan ise, Baharettin Gacıroğlu’nun evinin bacasında uçurttuğu evcil kuşlar uçuşlarını tamamlayarak iftara gelen misafirler gibi kendi bacalarına taklalar atarak süzülüp inmeleri iftar bölüğü tarafından zevkle izlenirdi…
     
     Toprak tabyaya doğru Yukarı ve aşağı Hasanı Basri mahallesinde evleri olan, Kombinede kasaplık yapan ; kasap Asım, kasap Selami, kasap Turan’ın, kasap Alirıza Ovat-kardeşi terzi Sabahattin Ovat, kasap Cellat Nizam, Meşhur Erzurum Ayak paçacısı Sülfettin Barın, kasap Vetto ve kardeşi kasap Baro ve berber Korkmaz bazen ayaküstü sohbetlerine Baharettin ağabeyinin kuşlarının bacaya inişlerini izlemeleri ve hemen  hadi bize eyvallah kuş saati bizim tam eve gidiş saatimiz diye ayrılır giderlerdi… bu kuşları izlemek insana ayrı bir his verirdi…
      
    Mahallemizin büyüklerinin  iftara geliş saatleri hemen hemen aynı saatte olurdu…saatte olurdu…zamanlamalarına dakiktiler…
   
    Ziya Akyüz emmi her zamanki ceketinin yan cebine katlı olarak koyduğu Tercüman gazetesi tarafından ağabeysi Ahmet eminin koluma, diğer eliylede her zaman evlerine ibrikle ”Dabahane suyu” götüren oğlu Fatih’in koluna girerek iftar bölüğünü selamlayarak geçerdi…
     
     Tebrizkapı da bulunan bizim Sobacı dükkanımızda ise yaz kış aynı muhitte oturan ustalar Ramazan ayı dahil  her zaman mola verir, dinlenir sohbet eder öyle evlerine giderlerdi…
”Kavaflar, Gülahmet, Demirciler çarşı Sobacı ve demirci esnafları olan “Sobacı Cemil Arpacık emmi babam Sobacı Mustafa Himoğlu, Mehmet Sözen ve Demirci Abo Usta, meslek olarak Sobacı ve aynı zamanda (Pervizoğlu cami müezzini) Fazıl Dicleli“ sohbet bölüğünü selamlar öyle evlerine giderlerdi…
   
    En nükteden ağzı kara Salim emmi yanında”  Bakkal Fehim emmi, Cambaz Zihni ağabeyi , kunduracı Necatı Tosunoğlu (Tanca) ile iftar bölüğüne dahil olur, esprili muhteşem fıkralarını nüktedanlığıyla süsleyerek arkadaşlarına hadi bugünlük bu kadar der ve sözlü bir cila yapardı… sohbet bölüğüne devamlı katılan  büyük oğlu Razi’ye hadi “ böyük” bey sende bizim arkadaş kervanımıza katıl beraber eve gidelim demesi sohbet bölüğünü kahkahalara boğardı…
  
   Salim emminin her zaman yaptığı nahif esprilerinin tadına doyulmazdı…
     
     Hele  birde karşılıklı kaldırım sohbetlin yapan kardeşler vardı “Mustafa -Ahmet- (Culuk)  emmilerin evleri cadde üzerinde karşılıklıydı…evlerinin önlerine koydukları sandalyelerin üzerinde oturarak karşılıklı yaptıkları sohbetler, kardeşlikten de öteye bambaşka bir duyguyu ihtiva ederdi…
   
   Cumhuriyet caddesi Ulu Cami karşısında hazır giyim mağazası olan bülbül sesli Daş Cami müezzini Hafız emminin oğulları Galip-Cahit-Sakıp Hakkıoğlu kardeşlerin geçişlerinde,  Galip ağabeyi kardeşlerinden ayrılır sohbet yapanlar arasına girerek ayaküstü yaptığı esprili sohbetlerine doyum olmazdı…
     
    12 Mart 1918’de Erzurum’un düşman işgalinden muvazzaf binbaşısı  olarak görev alan Muaffak Çetin Tekprbaşoğlu’nun  adı Emirşeyh Mahallesi Tahta cami yan sokağına  belediye tarafından verilmişti… 
    
    Muvaffak Çetin Binbaşı Muhtar Fahri Çeteli eminin bakkal dükkânından iftara yakın alış veriş yaparken iftar sohbetinde devam edenlere hitaben gençler sizlere iftarlık birer  salkım üzüm alayım mı ifadesini bildirdiğinde, sohbet alanında olanlar memnuniyetiyle karşılayarak topluca çok sağ olasın komutanım diye saygılarını iletirdiler…Binbaşı Muvaffak Çetin Tekerbaşoğlu Ramazan boyunca ikram söylemini hep yapardı…
 
    Bir başka güzellikte, sigara tiryakilikleri Ramazan ayında boyunca işlerine gitmezdi kimisi raporlu kimisi izinli olurdu…
    
     İftar sonrası geceleri kahve veya yaz ayların da çay bahçelerinde sahura kadar oturdukları için uykusuzluklarını ramazan ayı boyunca gündüzleri uyuyarak geçirir ve iftara on, on beş dakika kala kalkıp dışarı çıkar, sohbet yapan bölüğün yanına, mahmur bir vaziyette ve de ağzını buruşturarak iftar topuna kaç dakika kaldı? Diye bir endazeyle sormalarına bazen cevap alırlardı, bazende alamazlardı çünkü her gün aynı soruyu sormalarından dolayı cevap alamayanlar kendi kendine kenara gidip söylenerek, bir top atılsa da, elindeki sigarasını göstererek; "cıgarayı yaksak" bir iki yudum içsek diye söylenir dururlardı…    
 
    Ama asıl Cümbüş son dakikalarda olurdu…
    Toprak Tabyanın biraz aşağısında oturan Üvez eminin lastik tekerlekli tek atlı arabası ile her gün mecburiyetten iftar bölüğünün önündeki geçişi sırasında en mukallit ve Ramazan ayında maytap atmadığı yer kalmayan Cimi Sabahattin Tufanç önceden hazırladığı maytabı Üvez emminin arabası üzerine her geçtiği anda atardı…  o ana kadar Arabasını oturarak süren Üvez emmi hemen ayağı kalkarak atını kamçılayıp” Ben Hur” gibi süratle yüz metre Türkiye rekoru kıran atletler gibi arabasıyla kaçış yapması,  iftar bekleyen sohbet bölüğünün toplu alkışlamaları ile cümbüş haline dönerdi…
     
    Daş cami İmamı Ali Küçük hocanın İkindi namazı sonrası vaazı ve camide okunan hatimleri dinleyen cemaatte beraber iftara yakın çıkmaları, iftara yetişmek için caddeden geçen koşuşturmacaların arasına karışırlardı…
     
     Cami cemaatinden çıkan çoğu erkeklerin başında namaz terlikleri, büyüklerine özenen erkek çocukların namaz tekkeleri ve kız çocukların başlarında iğne oyalı namaz örtülü çocuklar çok sevimli oldukları için… 
   
     Camiden çıkan büyükler bu çocuklara cami karşısında küçük bir dükkânı olan Münir emiden horuz şekeri alıp ikram etmeleri geleneksel bir hal almıştı…
     
    Taki Erzurum kalesinden atılacak iftar topuyla eşsiz müezzin-Hafız Hakkıoğlu ve daha sonra Hafız emminin emekli olması sonrası Yusuf Dicleli hocaların Daş caminin minaresinde akşam ezanını okumasıyla cıgara(sigara) tiryakileri hemen kendi aralarında sigaralarını birbirlerine ikram ederek yakar ve iftarlarını açarlardı…
     
    Ezanla beraber yanan minare kandilleriyle, iftar sohbet yapılan alanda hiç kimse kalmaz İn-cin top oynardı…
    Hey gidi…bir zamanlar yaşadığımız hatıralı o güzel günler… 
     Mahallemizde aramızdan ayrılarak Hakka yürüyen kıymetli büyüklerimizi rahmetle, minnetle anıyor, aziz hatıralarını yâd ediyorum…hayatta kalan ve ayrıda yerlere savrulan yürek komşularımıza sağlıklı güzel  günler geçirmelerinin temenni ederim.
        Mücahit Himoğlu