Bir Lokma mı, Bir Millet mi?
“Bir lokma ekmek yiyorsun, orucun bozuluyor…
Milyonların hakkını yiyorsun, bozulmuyor.”
İşte bu cümle, sadece bir sitem değil; vicdanlara tutulmuş bir aynadır.
Oruç…
Sadece aç kalmak mıdır?
Sadece su içmemek midir?
Elbette hayır.
Oruç; nefsin dizginlenmesidir.
Oruç; harama el uzatmamak, kul hakkına bulaşmamaktır.
Oruç; midemizden önce kalbimizi, soframızdan önce vicdanımızı temizlemektir.
Bir lokma ekmekle bozulan şey aslında beden orucudur.
Peki ya milyonların hakkını yiyince bozulan nedir?
Adalet bozulur.
Güven bozulur.
Toplumun omurgası bozulur.
Bir insan aç kalabilir. Gün boyu sabredebilir.
İftarda hurmasını yer, duasını eder. Ama eğer el uzattığı şey yetimin hakkıysa, işçinin alın teriyse, milletin emaneti ise; o zaman sadece mide değil, insanlık da aç kalmıştır.
Oruç bize “yeme” demiyor sadece…
“Yedir” diyor.
“Paylaş” diyor.
“Emanete sahip çık” diyor.
Bugün toplum olarak en büyük açlığımız ekmek açlığı değil; adalet açlığıdır.
En büyük susuzluğumuz suya değil; merhamete, dürüstlüğe, kul hakkına gösterilen hassasiyete duyulan susuzluktur.
Bir lokma ekmekle bozulan oruç, bir tövbe ile telafi edilir.
Ama milyonların hakkı?
Onun hesabı sadece dünyada değil, ahirette de ağırdır.
Belki de asıl mesele şudur:
Mideyi tutmak kolaydır.
Nefsi tutmak zordur.
Yetimin hakkına el uzatmamak ise gerçek takvadır.
Oruç, aç kalma sanatı değil; adil kalma imtihanıdır.
Ve unutmayalım…
Bir lokma ekmekle bozulan oruç yeniden tutulur.
Ama bozulan vicdan kolay onarılmaz.
Esenkalın, Hoşçakalın, Dostçakalın

