Atilla SAMAT


Sanatın Kaybolan Değeri

Eski zamanların sanatçıları, topluma ayna tutardı. Şarkılarıyla eğitir, düşündürür, duyguları en saf haliyle yansıtırdı.


Barış Manço gibi bir isim, çocukların hayal dünyasını genişletir, hayata dair dersler verirdi. 

Şarkıları eğlenceliydi ama aynı zamanda öğretici; doğayı, dostluğu, kültürü anlatırdı. Örneğin, bir şarkısında dağın başında yalnız bir adamın hikayesini anlatırken, doğayla uyumun önemini, basit yaşamın güzelliğini hissettirirdi, dinleyenler o sözlerde hem eğlenir hem bir şeyler öğrenirdi.

 Ahmet Kaya'nın sesinde isyan vardı, ama o isyan haklı bir çığlıktı, adaletsizliğe karşı. Şarkılarında toplumsal yaraları işlerdi; birinde, yoksulluğun ve ayrılığın acısını öyle derin betimlerdi ki, dinleyenler kendi hayatlarını sorgulardı, empatiyi artırırdı. 

Ferdi Tayfur ise aşkın en hüzünlü yüzünü gösterirdi, sadakati ve vefayı ön plana çıkarırdı. 

Bir şarkısında terk edilmenin acısını anlatırken, duyguların karmaşasını öyle içten dökerdi ki, dinleyiciler gözyaşlarıyla eşlik eder, ilişkilerin değerini hatırlarlardı. 

Müslüm Gürses de benzer şekilde, ayrılık ve yalnızlığın derinliğini yansıtırdı; şarkılarında acı dolu bir hayatı betimlerdi, birinde unutulmaz bir aşkın sonunu anlatırken, dinleyenleri duygusal bir yolculuğa çıkarır, insani zayıflıkları kabullenmeyi öğretirdi.
Bu sanatçılar, mütevazı duruşlarıyla da örnek olurdu

. Şöhret onları bozmaz, topluma katkı sağlarlardı. Şarkı temaları derindi; sadakat, vefa, insanlık halleri, adalet gibi kavramlar üzerine kurulu.

 Dinleyenler, o şarkılarda kendini bulur, belki bir ders çıkarırdı. Şimdi ise müzik dünyası bambaşka bir halde. Birçok yeni şarkı, küfür dolu sözlerle dolu, ahlaksız temalarla bezenmiş.

 Rezilce kelimeler sıradanlaşmış; kadınları aşağılayan ifadeler, şiddet içeren cümleler, madde kullanımını öven satırlar her yerde. Aşkı anlatırken bile şiddet karışıyor içine, kadınları nesneleştiren ifadeler kullanılıyor. Eğitici bir yan yok, sadece hızlı tüketim için üretilmiş gibi. 

Eski sanatçıların mütevazı duruşu yerini şatafata bırakmış; kliplerde lüks arabalar, abartılı hayatlar sergileniyor. Topluma mal olmuş isimler, kalıcılık bırakırdı arkalarında, ama bugünkülerin çoğu unutulup gidiyor. Neden?

Çünkü derinlik eksik. Barış Manço'nun bir şarkısı nesilleri etkilerken, şimdiki küfürlü parçalar sadece anlık heyecan veriyor, sonra boşluk bırakıyor.


Peki bu müziklerin denetimden nasıl geçtiğini sormamak elde değil. Radyo ve televizyon kurulları, dijital platformlar sözde denetim yapıyor, ama ticari kaygılar ağır basıyor. İzlenme rekorları, sponsorluklar, sosyal medya etkileşimleri her şeyi meşrulaştırıyor

 Küfürler sansürlense bile, alt metinlerde ahlaksızlık kalıyor. Yasalar yetersiz, denetim mekanizmaları gevşek; gençler bu rezilce kelimelerle büyüyor, toplumun değerleri erozyona uğruyor. 

Eski müzik, değerleri korurken, yenisi bazen onları yıpratıyor. Sanatçı olmak, sorumluluk gerektirir; dinleyicileri yükseltmek, değil düşürmek. 

Belki bir gün, o eski ruh geri döner, ama bugünkü hal düşündürücü. 

Kalın sağlıcakla…
Atilla Samat

YAZARLAR