Siyaset, yüzyıllardır tartışılan ve çoğu zaman farklı anlamlarla yüklenen bir kavramdır. Oysa özüne bakıldığında siyaset, ne bir üstünlük yarışı ne de güç gösterisi alanıdır. Siyasetin gerçek tanımı, millete hizmet etmektir. Bu nedenle siyaset, amaç değil; amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araçtır.
Gerçek siyasetçi, bu aracı kişisel çıkarları için değil, toplumun refahı için kullanır. Makamların, unvanların ve koltukların geçici olduğunu bilen; asıl kalıcı olanın ise hizmet olduğunu anlayan kişi, siyaseti doğru okuyan kişidir. Halkın derdine kulak vermeyen, sorunlarını görmezden gelen ya da siyaseti bir üstünlük alanı gibi görenler, uzun vadede hem gönüllerden hem de meydanlardan silinirler.
Hizmet etmek; emek ister, sabır ister, hoşgörü ister. Siyasetçinin görevi, toplumun her kesimini dinlemek, eleştiriyi kabullenmek, çözüm üretmek ve milleti kucaklamaktır. Çünkü siyaset, millete rağmen değil; milletle birlikte yapılır. Bir siyasetçinin başarısı, attığı imzalarla değil, gönüllere dokunabildiği ölçüde anlam kazanır.
Siyaseti ifade ederken sık kullanılan bir söz vardır: “Asıl olan, gök kubbede hoş bir seda bırakmaktır.” Bu seda, sadece hizmetle mümkündür. Kibirle, kırgınlıkla, uzak durmakla değil; adaletle, tevazuyla ve çalışmakla olur.
Kısacası siyaset, kişisel ihtirasların yön verdiği bir yol değil, halka hizmet etmenin belirlendiği bir kulvardır. Siyaseti araç olarak görenler halkın gönlünde yer bulur; onu amaç hâline getirenler ise yolun sonunu çabuk görür.
Hizmet edenler hatırlanır, koltuğa tutunanlar unutulur.

