Atilla SAMAT

Tarih: 25.01.2026 22:00

BIÇAK ÇEKEN BİR NESİLMİ YETİŞİYOR?

Facebook Twitter Linked-in

Bir toplumda gençler bıçağı kendini korumak için taşıdığını söylüyorsa, orada güven değil korku hüküm sürüyordur. 

Daha vahimi, bıçak artık son çare değil; ilk refleks hâline gelmiştir. Oysa milli şairlerimizin zihninde gençlik; irfanla yoğrulmuş, öfkesini dizginleyebilen, haksızlık karşısında bile ahlakını kaybetmeyen bir duruştu.


Bugün ise bıçak taşımak “tedbir”, çekmek “cesaret” sanılıyor. İşte tam bu noktada hukuk sadece seyirci kalamaz. Bıçak taşımak ve kullanmak, caydırıcı ve ağır bir suç karşılığıyla ele alınmadıkça; her cezasızlık, bir sonraki bıçağın davetiyesi olur. Adaletin merhameti, masumun canını korumak içindir; suçu sıradanlaştırmak için değil.


Ancak meseleyi yalnızca ceza ile açıklamak da eksik olur. Bu olayların arka planına bakıldığında, neredeyse ortak bir yaraya rastlanır: dağılmış aileler, ilgisiz ebeveynler, sevgisiz büyüyen çocuklar. Evde öğrenilmeyen sabır, sokakta şiddet olarak ortaya çıkar. Baba yoksa otoriteyi, anne yoksa merhameti sokak öğretir. Sokak ise öğretirken acımasızdır.


Bir milli şairimizin yıllar önce işaret ettiği gibi; gençliği kurtarmadan vatan kurtulmaz. Çünkü yarın dediğimiz şey, bugünün gençlerinin aynasıdır. Aile dağıldığında sadece bir ev yıkılmaz; bir çocuğun iç dengesi de çöker. Öfke kontrolünü öğrenemeyen genç, en kolay yolu seçer: Gücü bıçakta arar.


Bu yüzden çözüm çok yönlü olmak zorundadır. Evet, bıçak taşımanın ve kullanmanın cezası ağırlaştırılmalıdır. 

Ama aynı anda aile yapısı güçlendirilmeli, okul sadece ders anlatan değil; karakter inşa eden bir yer hâline gelmelidir. Genç, kendini değerli hissettiği bir dünyada bıçağa değil, söze sarılır.


Unutmayalım:
Bir genci bıçaktan uzak tutmak, bir polisiye mesele değil; bir medeniyet meselesidir.
Ve medeniyet, önce evde başlar.Kalın Sağlıcakla
Atilla SAMAT


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —