Atilla SAMAT

Tarih: 29.12.2025 22:06

Kullanılan Kadınların Sessiz Çığlığı

Facebook Twitter Linked-in

Hayat bazen bir kadını öyle bir sınavdan geçirir ki, insan “yeter artık” diye haykırmak ister gökyüzüne. Sevgi diye başlayan yollar, çıkar ve zulümle döşenir; güven diye verilen sözler, yalan zincirine dönüşür. 

Bir kadını kullanmak, onun emeğini, gözyaşını, hatta ruhunu sömürmek artık sıradanlaşmış gibi. Ve en kötüsü, bu acıları yaşayanlar yıllarca susar; “çocuklarım için”, “yuva kurtulsun diye” diye dayanır. 

Ama o dayanma gücü, çoğu zaman daha derin yaralar açar. 

Vicdanlar nerede kaldı?

İnsanlık, bu kadar mı ucuzladı?


Yakın bir dostumun hayatı, tam da bu sınavın en ağır hali. Gençliğinde güzel, alımlı bir kızmış; talipleri çokmuş, hatta bir milletvekilinin oğlu bile peşindeymiş, kapısında çiçeklerle beklemiş. 

Ama ailesi başka birini uygun görmüş, “hayırlı olsun” diye vermişler onu. İlk yıllar belki tatlı bir rüya gibi geçmiş; umutlar, hayallerKullanılan Kadınların Sessiz Çığlığı.. 

Ama kısa sürede karanlık çökmüş eve. Koca, alkol ve kumar bağımlısıymış; evi geçindirmek yerine, kadını çalıştırmaya zorlamış durmadan, “para lazım” diye baskı yapmış.

Öyle bir hale gelmiş ki, meyhanelere kendi eliyle götürüyormuş onu, konsomatris olarak masadan masaya oturtuyormuş.

 Kıskanmadan, utanmadan, sanki bir eşya gibi... Önce bir kız çocukları olmuş, ardından oğul. Kadın dayanmış, dişini sıkmış, çocuklarını korumak için susmuş, gözyaşlarını yutmuş geceler boyu.

Sonunda ayrılmışlar; o zincirlerden kurtulmuş ama yaraları derin. İkinci evliliğinde de gün yüzü görmemiş; yine aynı döngü, yine aldatılmışlık, yine ayrılık. 

İki çocuğunu tek başına büyütmüş, alın teriyle, gece gündüz çalışarak. Kızı evlenmiş, mutlu bir yuvası var şimdi; torunlarıyla, damadıyla arada görüşüyor, o ziyaretler gönlüne su serpiyor, hayata tutunduruyor onu. 

Ama oğul... 

Babasının yoluna düşmüş maalesef. Her gün anneden para istemiş, olmayınca evi kırıp dökmüş, ağır laflar etmiş, şiddete varmış iş. Sonunda evi terk etmiş, arkasında bir sürü borç bırakarak. 

Kadın, yıllarca o borçları ödemiş; mütevazı bir hayat sürdürmüş, emekli olmuş şimdi.Ama hayat bazen bir ışık yakıyor karanlıkta. İki yıl önce biriyle tanışmış. 

Evlenmemişler, ama beraberler hala; mutluymuş sonunda, onu çok seviyormuş. Belki de ilk kez gerçek bir sevgi tatmış, karşılıklı saygı, huzur... 

O adam yanındaymış, destek olmuş, yaralarını sarmış. Bu küçük mutluluk, yılların acısını biraz olsun hafifletiyor.


Bu hikaye sadece bir kadının değil, binlercesinin özeti. Sosyal medyada sahte aşklar, telefon dolandırıcılıkları, kolay para vaatleri... 

Kolay zenginlik hayaliyle yılbaşı piyangolarına milyarlar akıtıyoruz; rekor ikramiyeler için kuyruklar oluşuyor, ama kazanan bir kişi, kaybeden milyonlar. 

Borçlar artıyor, aile bütçeleri sarsılıyor, sahte bilet dolandırıcılıkları patlıyor. Kumar bağımlılığı evlere sızıyor, çocuklar bile alışıyor bu “şans” oyununa. Zarar mı? Dağılan yuvalar, fakirleşen evler, intiharlara varan umutsuzluklar...


Daha kötüsü, kullanılan kadınlar –ve erkekler– suçlu hissediyor kendini bazen. “Neden dayandım, neden gördüm de sustum?” diyor, utanıyor anlatmaktan. 

Oysa asıl utanç, kullananlarda, vicdansızlarda, bağımlılıklarını başkalarının sırtına yükleyenlerde. 

İnsanlıktan çıktık mı gerçekten? 

Sevgi diye sunulan her şey çıkar üzerine mi kurulu artık? 

Komşu açken tok yatılmazdı eskiden; şimdi bir başkasının acısıyla, gözyaşıyla geçiniyoruz.

Bu gidişat bizi nereye götürüyor? 

Soğuk bir dünyaya, güvensizliğe, yalnızlığa. Çocuklarımıza “herkes birbirini kullanır, kolay para peşinde koşar” mı diyeceğiz miras olarak? 

Hayır, dur demenin vakti geldi çoktan. Gerçek bağlar kuralım, samimiyetle yaklaşalım birbirimize. Emekle kazanalım, alın terine güvenelim, şans oyunlarına değil. 

O kadın gibi güçlü olalım, ama bir daha böyle acılar yaşanmasın. Her hayat bir emanet olsun yeniden.
Kalın sağlıcakla


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —