Fatih BAHŞİ

Tarih: 04.11.2025 22:37

Yere Eğilen Başakların Hikayesi; Tevazu ve Alçakgönüllülük

Facebook Twitter Linked-in

Tevazu, bir elbise değil, bir hâldir; görünürde küçülmek ama özde büyümektir. O, doldukça boyun eğen olgun bir başak tanesi gibidir. Kibir, boş ve dik duran bir kamışın gururudur; rüzgârda kolayca kırılır. Oysa tevazu, kökleri derinde olan, meyvesi ağırlaştıkça yere doğru eğilen bir ağacın asaletidir.

Alçakgönüllü insan, kendi değerini başkasını küçümseyerek inşa etme ihtiyacı duymaz. O, sahip olduğu tüm güzelliklerin, yeteneklerin ve başarıların kendisine bir lütuf olduğunun farkındadır. Bu bilinç, kalbindeki şükür tohumunu yeşertir. Başarıyı bir yükseklik değil, bir sorumluluk olarak taşır. Başkalarının takdirine muhtaç olmadan, kendi içindeki huzurla yetinir.
Büyüklük, kendini yukarı çekmekle değil, kalbini aşağı indirmekle elde edilir.

Tevazu, aynı zamanda empatinin en nazik formudur. Kendini yüksek bir yere koymadığı için, karşısındaki insanın acısını, çabasını ve hikayesini daha iyi görür. Yargılamaz, anlamaya çalışır. O, bir unvanın arkasına saklanmaz; insan olduğu için değer verir ve saygı duyar.

Alçakgönüllülük, ruhun üzerindeki ağır ego zırhını çıkarıp atmaktır. Bu zırh, kişiyi dışarıdan korur gibi görünse de, içeride onu yalnızlaştırır. Zırh kalkınca, kalp yumuşar, merhamet ve sevgi akmaya başlar.

Sözün özü: Gerçekten büyük ruhlar, daima en sade ve en alçakgönüllü olanlardır. Onlar, sessiz bir su gibi aktıkça hayat verir, etraflarındaki her şeyi yeşertirler. Tevazu, dünyevi hırsların gürültüsünde kalbin fısıltısını duyabilme sanatıdır.

Ne mutlu o insana ki, göğe uzanan başarılarına rağmen, ayakları daima yere basar.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —